290-A A+A

451: Bu Nedir? Bu Gidiş Nereye?

Soru:

Selamun aleykum hocam. Öncelikle şunu söylemek istiyorum sorulara verdiğiniz cevapları okudum keza fetvalarınızıda ama velakin cehalet konusu ve küfrü açık olan kişilerin tekfiri hakkında gevşek davrandığınızı düşünüyorum.

Benden daha bilgi ilim sahibi olabilirsiniz ama bu hakikat karşısında susmamı gerektirmez. Cehaletin mazeret olmadığı alimlerin ittifakıdır. Keza cehalet mazeret diyen kişide bu hususta hataya düşmüştür. Ebu hanıfe rh. Fıkhu ekberde tevhidin incelikelrinde zorlanan kişi için İmam diyorki sorup arastırcağı alim buluncaya kadar mazeretledir ve lakin oturp bekliyorsa kafirdir diye belirtmiştir daha bu konuda cok nakil vardır.

Sonra bir cevabınızda Mursiyi tekfır etmeyen bir hocayıda anlayışla karşıladığınızı gördüm oysa kafire kafir demeyende kafırdir ebu hanıfe rh fıkhul ekberde belirtiyor. Mursi'nin son halini bilemeyiz diyen ebu katade el filistiniye karsı siz acizlık şeran tekfire engeldir dedığı için siz hala onun müslüman olduğunu belirtiyorsunuz. Oysa kendi konusmasında Hristiyanlık ve islam dini arasından itikadı bir fark yoktur veya el kesme alimlerin içtihadı diyen bu küfürleri soyleyen mursinin kafıir olacağı sabittir ki demokrasiyle başa geçmiştir. İslam zahire bakarak son hali bizi ilgilendirmez biz gorduğümüzle hukmetmeliyiz.Bu şekilde hakkı evirip çevirip insanların önune sunarsak demekki tevhid şahıslar üzerinden gidilirse buda büyük hata olur. Cihaddan once amel şarttır bir kışı küfre giriyorsa bunda açık netse bunun tekfirinde duraksanmaz.

İlminiz benden katkattır eminim ama ve lakin ne yazıkki ilimde hakkıyla yerine getirilise guzeldir.İnsanlar orda savaşıyor cıhad ediyor sorsanız ne biat ettiğinin akidesini bilir nede aynı safta savastığınınkini, tevhidi bilen müslümandır bu yani. Akide sahalarda konuşulmuyor niye fitne olur diye niye casus kabul edilirsin şayet tekfire girilirse kişi oralarda bile dinini izah edemiyorken size soruyorum tüm bunlar bu nedir bu gidiş nereyedir?


Cevap:

Ve aleykumusselam ve rahmetullah. Hamd Allah’a mahsustur.

Mailinizde geçen isimden yola çıkarak bir kadın kardeşimiz olduğunuzu anlıyorum. Bunun için size bacım olarak hitap edeceğim.

Evvelen, elbette benim söylediklerime katılma mecburiyetinde değilsiniz. Beni söylediklerimde yanlış bulabilirsiniz. Bu size kalmıştır. Ama herkes, ben, siz ve herkes bu fani dünyada sadece imtihan için bulunmaktayız. Herkes söyledikleri ve yaptıklarıyla büyük günde yüzleşecek ve sual edilecektir. Bunun için benim derdim sizi ve başkalarını razı etmek değildir. Benim tek derdim Allah (Azze ve Celle)’nin mağfiretini ve merhametini celb edebilmektir. O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

Sorulan sorulara cevap verirken veya bir şey yazarken veya söylerken imamlarımızın yolundan çıkmamaya çalışıyorum. İmam Ahmed (rahimehullah)’ın “sakın imamın olmadığı bir meselede konuşma” sözü ve İmam Malik (rahimehullah)’ın “Kim bir soruya cevap verecekse kendini önce cennet ve cehenneme arz etsin. Verdiği cevap ona hangisini kazandıracak? Önce ona baksın sonra cevap versin” sözü benim için terk edilmez bir meslektir.

Allah (Subhanehu ve Teâlâ)’nın rızasına giden yolun sadece Kuran’da, sabit Sünnet’te ve sahabenin menhecinde olduğunu iyi biliyorum. Allah’a hamd olsun. Dolayısıyla benim her şeyde, asıllarda ve ferlerde müracaat edebileceğim masdarlarım var. Mesele ne olursa olsun Kuran’ın onu beyan ettiğini kati surette biliyorum. İmam Şafii (rahimehullah)’ın dediği gibi “Din ehline isabet eden her şey için Allah’ın kitabında ona hidayet yolunu gösteren bir delil vardır.”

Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ümmete lazım gelen her şeyi açıkladığını ve bu ümmeti gecesi gündüzü kadar aydın bir yol üzere bıraktığını ve bu mirasın taşıyıcıları (radıyallahu anhum ecmain) semanın üzerinden tadil edildiklerini kesin biliyorum. Onların yolundan gidenlerin hidayet üzere olacaklarını ve onların yolundan çıkanların dalalete düşmekten kurtulamayacaklarını iyi biliyorum. Allah (Subhanehu ve Teâlâ) bizi sahabenin ve onlara tabi olanların yolundan ayırmasın. Âmin.

Ne olduğu belli olmayan bir raye altında savaşarak ölmenin cahiliye ölümlerinden bir ölüm olduğunu, müslümana karşı dostluğun vacip olduğunu ve kâfire karşı dostluğun haram olduğunu iyi biliyorum. Fâcir de olsa zalim de olsa Müslüman emire isyan etmenin caiz olmadığını ve marufta itaat etmenin vacip olduğunu, Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabından iyi günde ve kötü günde, zorlukta ve kolaylıkta, başkasının kendisine haksız olarak tercih edildiğinde itaat etmek üzere ve emir sahipleriyle çekişmemek üzere biat aldığını da iyi biliyorum.

Cihad fi sebilillah’ın gayesi yeryüzünde hâkimiyet şirkini yok etmek ve İslam şeriatının ikame edilmesi olduğunu da iyi biliyorum. Şam sahasında canlarıyla ve mallarıyla cihad eden yiğitlerin tek gayeleri yeryüzünde hüküm sürecek bir İslam devletinin kurulması olduğunu da yakinen biliyorum. İslam ümmetinin, bilakis bütün insanlığın tek kurtuluşu Allah yolunda cihad eden mucahitlerin olduğunu çok iyi biliyorum.

Beni Şam mucahitlerine ilhak eden, onları sevdiren ve değerlerini anlamayı lütfeden Allah’a hamd olsun.

Sualinizde bahsettiğiniz meselelere gelince her birini değişik yerlerde gücüm yettiği kadar izah etmeye çalıştım. Orada yazdıklarıma veya söylediklerime ilave edecek bir şeyim yoktur. Dilerseniz yerinde müracaat edebilirsiniz.

Son olarak bacım, sorduğunuz tek sorunun cevabına gelince

“Bu nedir?”… Bu bizim menhecimizdir.

“Bu gidiş nereyedir?”… Gidişimiz ya Kudüs’e ya da şahadetedir inşallah.

2 Kas, 2019 Tarık Ebu Abdullah
Etiketler: Tekfir, zahir